KIYAMET GÜNÜ GİBİ!

Kıyamet günü geldi galiba dedirten bir gece yaşadık bu yıl ki Mavi yolculuk serüvenimiz de. Her yıl adeta iple çektiğimiz bu güzel yolculuk artık biraz çekince ile yaklaşacağımız duruma geldi hepimiz için.

Oysa, Göcek koylarının doyumsuz güzelliği hepimizin her gün defalarca şükretmesine neden oluyor tanrıya.

Her sabah güneşi karşılamak için erkenden uyanıyor o harika saatleri sindire sindire fotoğraf çekiyorum doyasıya.

Sonra sabah serinliğini tenimize serperek uyandıran yüzme saatlerimiz. Ardından Alev’in enfes sunumu ve lezzet zerk edilmiş yemekleri. Kaman ailesinin her zaman ki kendimizi evimizde hissettiren konukseverliği.

İşte vazgeçilmez günlerden birinin akşamı yine. Hamam koyundan geceyi Zeytin adasında geçirmek üzere ayrılmış ve güzel bir koya demir atmışız. Erkekler önce tavla, maç seyrederek vakit geçiriyor.

Biz üç bayan yemek şıklığı içinde güneşin batışını seyrediyoruz ön güvertede. Görevliler yemek hazırlığı içinde.

Kaptan ise benim gibi fotoğraf hastası olduğu için üst güvertede, dağların tepesinde örüklenmiş bulutları ve çok uzaklarda çakan şimşekleri yakalamaya çalışıyor fotoğraf karelerinde.

Aniden deli bir rüzgar başlıyor çöl rüzgarları sıcaklığında. Aralıksız şiddetini artırarak esen, nefes almayı güçleştiren bu rüzgar aklımıza birkaç gün önce Fetiye’de olan ve artçıları hala devam eden depremi anımsatıyor.

Acaba yeni bir fay mı kırılıyor? Alev ve Gülay arka güverteye geçiyor. Ben ve kaptan fotoğraf telaşındayız. Makinalarımızı sarsmadan şimşek avcılığı yapmaya çalışıyoruz.

Aman Tanrım, ada ile aramızda birkaç metre kalmış.

Koca bir dalga bizi adaya savuruyor ve kaptan motoru çalıştırıp hızla yol veriyor. Tayfalar bağlantı halatlarımızı kesiyor, bizler telaş içerisinde bir taraftan yuvarlanmamaya çalışırken diğer yandan birer ikişer devrilmekte olan eşyaları tutmaya, kırılanlara basmamaya çalışıyoruz.

Aynı anda bizim gibi kıyıya demirlemiş büyüklü, küçüklü tekneler panik içinde uzaklaşmaya çalışıyor birbirine çarpmamaya çalışarak.

Tam bir kıyamet başlangıcı. Sıcak rüzgar nefes almamızı zorlaştırırken, yaşadığımız korku dolu dakikalar yüzümüzdeki kanın çekilmesine neden olmuş.

Renklerimiz sapsarı birbirimize cesaret vermeye çalışıyoruz. Kaptan tüm teknelerin Göcek marina ya hücum edeceğini ve orada tutunmamızın zor olduğunu düşünerek en korunaklı koy olan Sarsala koyuna ulaşmaya çalışıyor rüzgarı yandan almamaya özen göstererek.

Bir türlü geçmek bilmeyen saatler. Nihayet, üç tarafı yüksek dağlarla çevrili Sarsala’dayız. Teknemiz koyun ortasına demir atıyor. Hala sallansakta kısmen güvende hissediyoruz kendimizi ve olası deprem senaryoları için can yeleklerimizi yakınımıza istiyoruz.

Ya fırtına hafifledi ya artık biz rahatladık. Yemeklerimizi yiyor ve geceyi nasıl geçireceğimizi konuşuyoruz, Uykum geldi ben yatacağım diyorum ve iniyorum kamaraya. Tanrıya dua etmekten başka yapacak şey kalmadı. Bir kez daha doğal afetler karşısındaki çaresizliğimizi anlıyorum.

Sabah 05.45 te uyanıp doğmak üzere olan güneşe koşuyorum. Geceki korku dolu karanlık yerini dingin bir atmosfere bırakmış. Kaptan ve tayfalar her biri bir köşede tuş olmuş vaziyette derin uykuda.

Bir ben uyanık, bir ben sevdalı yaşama. Fikret gözlerini ovuşturarak yanıma geliyor.

-Haydi denize. Birlikte yüzerek karaya çıkıyoruz.

Bir saat yüzme sonrası teknedeyiz, grup uyanmış. Güle oynaya kahvaltı ardından yine deniz, bu kez hep birlikte. Fikret önden çıkıp masadaki meyvelerden atıştırıyor.

Boğazından geçmiyor ki iki erikte bana atıyor. Yakalayamadığım eriklerin dibe çöktüğünü görünce üzüm salkımına ip bağlayıp ağzıma ulaşmasını sağlıyor.

 

Kocamam bir alkış gruptan…